DAĞ BAŞINA KIŞ GELİR, GARİP BAŞA İŞ GELİR.

 

Gelme kış gelme, yağma kar yağma, köylümü, kentlimi soğukta koyma...


DAĞ BAŞINA KIŞ GELİR, GARİP BAŞA İŞ GELİR

Çocukluğumuzun ilkokul dönemlerinde, hemen hemen tüm sınıfın isteksizce mırıldandığı bir şarkı vardı;
“Gelme kış gelme, yağma kar yağma, köylümü, kentlimi soğukta koyma,” diye.
İstemeyerek okurduk, çünkü kar ve kış bizim için farklı oyunlar, farklı eğlenceler anlamına gelirdi. Aradan yıllar geçti, ülke o yıllara nispeten güçlendi, yanlış mesajlar içeren o şarkı da artık söylenmez oldu. Ama çocuklar dışında herkes yine kıştan korkuyor.
Yakacak fiyatları el yakıyor. Bilinçsizce yakılan ve denetlenmeyen kazanlar yüzünden şehir griye kesiyor. O havayı soluyoruz.
Bu yüzden ölümler, özellikle yaşlı ölümleri artıyor. Hastaneler tıklım tıklım.
Hâsılı, çocukken isteksizce mırıldandığımız o şarkıyı şimdi isteyerek söylüyoruz;

 GELME KIŞ GELME

Odunu, kömürü, dumanı, hastalıkları, ölümleri boş verin de, gelin sanatımızda, edebiyatımızda, biraz da kara mizahımızda kış ne anlama geliyor, ona bakalım.
Kışın gelişi sadece fakir fukarayı, yaşlıyı, hastayı üzmez. Sanatçıları da bir düşüncedir alır kış aylarında. Aralık, ocak, şubat en verimsiz aylarıdır sanatçıların. Arada bir kışın da yazar, çizerler ama soğuk şiirlerine kadar işlemiştir. Yazıldığı mevsimi ele verir.
İşte size birkaç örnek;
Yabanım, sevgilim, esmerim, sebebim.
Bir gün bir kış masalında sevip yitirdiğim.
Şimdi artık korkudan şarkılar mırıldanan.
Öpüşünle yaralı bir kız çocuğuyum ben.
Sezen Aksu, Kış Masalı isimli nefis şarkısında kışın, ayrılıkların, sevip yitirmelerin mevsimi olduğunu anlatıyor duru sesiyle.
Sözleri ise her mevsimin adamı Yıldırım Türker’e ait.
İnsan düşünüyor, Yıldırım Türker ve yaralı bir kız çocuğu...
Olabiliyor demek ki.
...
Müzikten nefret etmem için yeterli sebep olsa da, arada bir boş atıp dolu tutan Sertab Erener ise Rüya isimli parçada “Bu kış da efkârlıyım, bahara Allah kerim,” diyor.
Evet, bu kış da efkârlıyım. Bahara da efkârlı olacağım. Yine de Allah kerim.
...
Değmeyin Feryadıma isimli parça ise hiç bitmeyecekmiş gibi bastıran bir kıştan sitem ediyor;
Umutları bahara erteledik.
Hadi yüreğim ha gayret.
Hele sıkı dur, hele sabret.
...
Ayna grubunun “Gittiğin Yağmurla Gel” isimli albümünün en damar parçalarından birinde kış şöyle anlatılır.
Karakış ne acı geldi, kuşlar da gittiler
Yar kalır mı bu kış kıyamette?
Bu kar kokusu, İstanbul sokaklarında
Alır beni, götürür eski şarkılara...
...
Bir de Kış Öyküleri isimli kitapta nefis bir kış anlatımı vardır;
Kalbine saplanmış birinin olduğu yerden çıkmasıyla oluşan duruma karakış denir.
Peki, kalbinde olduğu yeri kim dolduracak? Elbette hayat devam ediyor. Seveceğiz başkalarını, izin vereceğiz onların da saplanmalarına... Sonra onlar da düşecek... İnsan ölümü sanıyor musunuz ki hastalıktandır, yaşlılıktandır...
Hayır... Saplanırlar, düşerler, saplanırlar, düşerler... Kalp yavaş yavaş yok olur bu darbelerden... Sonrası ise uzun bir bekleyiş...
Sorular birbirini kovalar; Öteki dünyada aşk var mıdır? O zaman ölüm de vardır...
Soğuk bir kış gecesinde
Gözlerinle birlikte
İçimi kavuran
Sözlerinle birlikte
Karşılaştığımız ilk anda
Sana böyle yazıldım
Alnında küçük bir yerde
Adımı karaladım
Sanma unutulur bu güzel günler
Seni bilmem ama
Ben hiç unutmadım
Elimi tuttuğun anda
Kalbimi tutamadım
Bana bir yar dedin sonra da çekip gittin
Yüreğimi dağlayıp türkülere terk ettin
Gözler yalan söylemez
Bunu sende bilirsin
Şimdi sadece dostuz
Demez hiç yüreğim
Kış Gecesi/Sezen AKSU
Neyse konuyu dağıtmayalım. Gelelim yine kış'a ve bize hatırlattıklarına...

BU KIŞ KOMÜNİZM GELECEK

Eski reisi cumhur Celal Bayar'ın şimdi göbek çatlatan, ama o zamanlar acayip iş görmüş bir lafıdır bu. Celal Bayar 103 yıllık ömrü boyunca defalarca sarf etmiştir bu sözü. Bu şekilde zamanla bir neşe unsuru, mizah malzemesi haline dönüşmüştür. Ta o zamandan beri biraz teori bilen solcular, bu topraklara komünizmin geleceğine ihtimal vermemişse de… Kış yetmiyormuş gibi insanımızın üstüne bir de komünizm korkusu salınmıştır. Sayın Bayar İttihat ve Terakkicidir, hatta az biraz komitacıdır, ama insanı asıl düşündüren, bu sözlerin sahibi zamanında kurulmuş TKP’nin üyesidir.
BU KIŞ SOĞUK GEÇECEK
Her yıl eylül gibi, tüm romatizmalı dedelerin camdan dışarı, bulutlara doğru şöyle bi bakıp sarf ettikleri cümledir bu. Diyemezsiniz ki, yav dede, kış bu, tabi soğuk geçecek. Hem öyle bulutlara falan bakıp nasıl anlaşılıyorsa. Tabi yılların tecrübesi. Gençler nereden bilecek bu kış denize giremeyeceklerini...
KARDAN ADAM
Kardan adam yapmayı hiç sevmedim ben aslında. Üstelik bizim buralarda pek kardan adam da yapılmaz. Belki çocukların keyifsizliğindendir. Ya da kar'ı bir oyun aracı olarak yeterli masumlukta bulmaz insanlarımız. Hatta çocuklar bile, evet evet çocuklar bile…
GELME KIŞ GELME
TRT'nin siyah beyaz olduğu yıllardan kalma, Ankara çocuk korosu'nun hüzünlü gözlerle söylediği, ülkemi, yurdumu soğukta koyma, gibisinden ikinci bir mısraya sahip ilkokul şarkısı. Hiç anlam verilemeyen, muhtemelen yazan adamın bile neden yazdığını bilmediği bir şarkıdır bu. Daha o yaşlardan meteorolojiye isyan eden bebeler yetiştirilir. Allah muhafaza yarın bi gün isyankâr olur, anarşist olur, ne bileyim, Taocu falan olur bunlar. Yapmayalım, etmeyelim diye kimse düşünmez.
Çocukların kıştan ve kardan korkmasına neden olabilecek bir şarkıyken, şehir çocuklarının çoğunun kar delisi olduğu düşünülürse, hiç etkili olmadığı anlaşılır. İşin ilginç yanı, hâlâ bu şarkıyı söylemek zorunda kalan çocuklar içten içe “ulan bi yağsa da şu okullar bi hafta kapansa!” diye dualar etmekte, adaklar adamaktadır. O da ayrı bir ironi...
İSTANBUL'A KAR DÜŞMEDEN TÜRKİYE'YE KIŞ GELMEZ
Türkiye'de basın, ekonomi, sanat v.s aklınıza gelebilecek her kavramın İstanbul'da üslenmiş olmasından dolayı, diğer illere duyulan ilgisizliğin ve umursamazlığın tepkisi olarak rahmetli gazeteci Nezih Demirkent tarafından söylenmiş sözdür bu.
Ülkemizin doğusunda ağır kış koşulları hüküm sürerken ve bu haberler de üç beş cümleyle geçiştirilirken, İstanbul'a kar yağdığında medya neredeyse bütün gün bu olaydan bahseder. Sanki kar, karabasan gibi üzerimize çöken bir doğa felaketi gibi betimlenir.
Tam bir facia yaşanmıştır. Servislerin neredeyse yatak odasından aldığı çocuklar okullarına gidememiş, trafik kitlendiği için plazalara ulaşılamamış, konserler, açılışlar, kokteyller iptal edilmiş, Çağla Şikel üşümüş, Petek Dinçöz düşecek gibi olmuştur.
Fena, çok fena.
KAR, MANŞET OLMAK İÇİN NEREYE YAĞMALI?
Özellikle kar yağdığında ortaya çıkar bu durum.
Siz bulunduğunuz kentte bir haftadır kar altındasınızdır. Köy yolları, kasaba okulları kapanmıştır.
Bununla hiç ilgilenmez gazeteniz...
Lakin İstanbul'a bir kar taneciği düşmeye görsün... Ne düşmesi, kar yağacağı belli olduğu an, alır medyayı bir telaş...
Televizyonların haber bültenleri yol durum raporlarıyla açılır; sonra Meteoroloji'ye bağlanılır, kriz merkezlerinden haber alınır.
İşte işin en eğlenceli bölümü budur.
Siz şehrinizde yoğun kar yağışı nedeniyle eve hapsolmuşsunuzdur; kasabanızın okul yolunda çocuklar donmuştur. Ve televizyonda birileri sizi "yaklaşmakta olan kar tehlikesine karşı" uyarıp durur.
Ya da tersi olur. İstanbul'daki spiker, "Şu anda dışarıda kar serpiştirmeye başladı" der. Pencerenize koşarsınız, güzelim bir kış güneşi size gülümser.
Bunun müstesna bir örneğine birkaç yıl önce bir yılbaşı manşetinde rastlamıştım.
“Yeni yıla karsız gireceğiz” diyordu başlık...
“Biz" dediği "İstanbullulardı” tabii...
Başlığın hemen altındaki spotta ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kardan okulların kapandığı haberi vardı.
“Oralar” yeni yıla karlı gireceklerdi; ama “onlar” “bizden” değildi ki...
Son birkaç günün gazetelerine bakın, kar haberlerinin manşetten düşüp azaldığını göreceksiniz.
Oysa ajans haberlerine göre Anadolu'nun büyük bölümü kar altında...
Halen 2637 köy yolu ulaşıma kapalı.
Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Adıyaman, Sivas, Kahramanmaraş, Bursa, Gaziantep'te kar yüzünden eğitime ara verildi.
Erzurum -17 derece...
Kastamonu'da şehre kurt indi.
Ağrı'da bir avcı donarak öldü.
Olsun, -tıpkı bir faninin taşrada şöhret şansı olmadığı gibi- İstanbul'a yağmadıkça, haber olma şansı yok karın da..
Sahi, Anadolu niye az gazete okuyor sizce?
Can DÜNDAR Aralık 2006

KIŞ: BİR İNSANIN BAŞKA BİR İNSAN İÇİN YAPILDIĞININ DELİLİ!

İki kişilik uykular... Merhametsiz kış sabahlarından önce herkesin, ayaklarını ısıtmak için birine ihtiyacı vardır. Kış aslında iki kişilik bir mevsimdir. Uyku kokan yorganlar, birbirine karışan rüyalar, sayıklamalarla uyandırdığın biri ve onun gecenin ortasında gülen yüzü... Bu, sokulmanın mevsimi. Eskiden pazarlarda satılan civcivler gibi, kemikler, eklemler birbirine geçmeli. Kış: Bir insanın başka bir insan için yapıldığının delili!
Ece TEMELKURAN

NEYSE Kİ SENEDE BİR GELİR
Yaz, fazla şımartılmıştır, fazla havalı. Bedenlerin kusurlarını göstermeye zorlayıp yorar insanı. Bedenlerin mevsimidir yaz; yani sükseli bir kimse değilsen bitiktir işin. Süklüm püklümsündür bütün mevsim.
Bahar, tehlikelidir. İnsana olmayacak işler yaptırdığı gibi çabucak kaçtığı için suçu hiçbir zaman ispatlanamamıştır. Tekin değildir yani.
Sonbahar, başlangıç ve sondur. Niyeyse hep bir şeye karar vermelisindir sonbaharda. Bu yüzden durup denize, denizsiz yerlerde göğe bakılmalıdır hep. “Yağmur yağınca deniz çoğalır mı?” diye sormalıdır.
Mevsimlerin en merhametlisidir kış. Evin mevsimi; sarılmanın, sarınmanın, sarmalanmanın. Sıcak çayların, derin sohbetlerin, efkârlıca içmelerin mevsimi... Karşılaşmaların değil “buluşmaların” mevsimi. sıcak olan her şeye doğru neşeyle yönelmenin, böylece hep beraber ılımanın. Yaşamın çamursu halini uzun uzun düşünmenin mevsimi.
Öyle işte; mevsimlerin en ince fikirlisidir kış. Neyse ki senede bir gelir...
KIŞ KIŞLIĞINI, PUŞT PUŞTLUĞUNU YAPAR
Olgu ve olayların “kendi doğaları gereği” ortaya çıktığını, doğaları gereği davrandıklarını ifade eden deyim... Mart martlığını puşt puştluğunu yapar deyiminin bir başka biçimi... Bi de yaşlılar bu deyimi kullandıktan sonra kurbağa ile akrebin hikayesini anlatırlar.
Güzeldir.
Bir gün akrep bir bakıyor ki sel geliyor, ama yüzemez ki? Tırmanabileceği kadar tırmanıyor. Ama sular yükseliyor, ne yapsa kurtulamayacak.
O sırada oradan geçen irice bir kurbağadan yardım istiyor. Kurbağa şüpheli, güvenemiyor. Ya beni sokarsan? Ben seni nasıl sırtıma alırım, diyor.
Alırsın tabii diyor akrep. Hayatımı kurtaracaksın, nasıl sokarım seni?
Kurbağa bunu akla yakın buluyor, akrebi sırtına alıyor, tam o anda da vuruyor akrep iğnesini. Kurbağa şaşkın:
Bunu neden yaptın? Bak, şimdi hem ben öleceğim, hem de sen?
Cevap net:
Elimde değil, doğamda var bu benim.
İyi kışlar efendim.

Kancalar Köyü

Haberler 

Kancalar Resimleri

Acarlar Longozu

 

Adapazarı’ndaki Acarlar Gölü Subasar Ormanı, sadece dünyada ender rastlanan bir oluşum değil, ev sahipliği yaptığı nadir su bitkileri ve kuş türleri ile doğa severler için bulunmaz bir vaha...

Kancalar Podcast

Turkish Folk Music

Türk Halk Müziği'nin en güzel eserlerini dinleyebileceğiniz yayınımız aynı zamanda dünyada bir ilke imza atıyor. İlk kez türkülerden oluşan bir podcast yayını yapılıyor.

Balkan Express

İşte köyümüzün kültürüne yakışır bir yayın. En güzel Balkan ve Rumeli Türküleri bu yayında. Yıllarca ülkemizde ihmal edilmiş bu müziklerin bu günlerde tekrar hatırlanması sevindirici.

Eurovision Podcast

Eurovision Podcast
05 Şubat 2010
01. Norveç 2009      Alexander Rybak     Fairytale
02. İsviçre  2010            Michael von der Heide         Il pleut de l'or
03. Hollanda  2010            Vader Abraham               Sha la lie
04. Finlandiya 2010      Kuunkuiskaajat             Työlki ellää
05. Arnavutluk 2010        Juliana Pasha                   Nuk mundem pa ty
06. İspanya 2010          Coral Segovia                     En Una Vida
07. Azerbaycan 2010        Safura Alizadeh                 Söz ver
08. Türkiye 2009             Hadise                              Düm tek tek 

Yayınlarımız

Dost Siteler

Popüler Siteler

Denizköy

Ziyaretçi Sayacı